Bez Bebek Resimleri Bez Bebek Dizisi

evrim akın yeni röportajı

Evrim Akın Ropörtaj

Yıllar önce Avrupa Yakası’nda hızlı bir çıkış yakalayan Evrim Akın, şimdilerde Bez Bebek dizisindeki Nana rolüyle özellikle çocukların en çok sevdiği oyunculardan biri oldu

Evrim Akın’ı herkes Avrupa Yakası dizisindeki Selin tiplemesiyle tanıdı. Hatta Akın bu roldeki ‘Oldu, gözlerim doldu’, ‘Kal geldi’ gibi sözleriyle bir döneme damgasını vursa da sıkça eleştirildi. Avrupa Yakası’ndan ayrıldıktan sonra ekranlara bir yıl ara veren ve ardından Bez Bebek dizisindeki Nana karakteriyle geri dönen Akın, şöhret basamaklarını hızla tırmanmaya devam ediyor. ‘Avrupa Yakası’nda yaşadığım süreç tadını çıkaramadığım bir dönemdi’ diyen sempatik oyuncuyla yeni projelerini ve dizi oyunculuğunu konuştuk.

Biz Evrim Akın’ı binbir tipleme yapan bir oyuncu olarak tanıyoruz. Siz kendinizi oyunculuğunuz dışında nasıl tanımlarsınız?

Ben sınırları olan, net biriyim. Her insanda olduğu gibi benim de belli prensiplerim var. En önemli prensibim ise ölçülü olmak. Sonra bir parça dengeli olmaya özen gösteririm. Oyuncularda fazla denge aramıyorum ama gerekiyor.

Siz dengeli misinizdir peki?

Evet ama ben tatlı dengesizim. Tatlı dengesizlik olursa o idare edilebilir.

Avrupa Yakası’ndaki sözlerinizle bir döneme damganızı vurdunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz o süreci?

O dönem mesleki anlamda kendimi güçlü hissetmediğim, oyunculukta da bazı eksikliklerimin olduğu dönemdi açıkçası. O yüzden benim için sadece bir geçiş süreciydi. Yani tam ‘Evrim’leşme süreci olarak değerlendiriyorum. Aslında bir anlamda da şöhretin tadını çıkaramadığım bir dönemdi.

ŞÖHRET KORKUTTU

Neden tadını çıkaramadınız?

Diziye başladıktan sonra herkes tanımaya başladı. Bir anda herkes bana bakıyor, beni inceliyor ve buna ben de şaşırıyordum. Dünyanın en rahat insanıyken bir anda herkesin yargılayabileceği bir hayata düştüm ve dolayısıyla da ürktüm. Daha sonra da ben yapamayacağım galiba noktasına geldim. Ama neyse ki bunu kolay atlattım. Bu yüzden de tadını çıkaramadığım bir dönemdi. Şimdi her şeyin tadını çıkararak yaşıyorum.

Üçüncü sezonda ayrıldınız diziden. Siz mi istediniz bu ayrılığı?

Elbette. Gülse çok üzüldü mesela. Çünkü benim ekipten kimseyle bir sorunum olmadı. Ben Avrupa Yakası’nı rolden keyif alamadığım için bıraktım. Sıkılmıştım, daha fazla ekleyebileceğim bir şey yoktu. Baktığınız zaman hala başından beri duranlardan sıkıldı seyirci. Yaprak karakteri yok oldu mesela. Fatoş karakteri zaten yoktu. Burhan bile artık ömrünü doldurmaya başladı. Ama yine Gülse’nin kalemi iyi olduğu için onu kurtarıyor.

Yeni sezonda da diziden ayrılanlar var ve bu yüzden Avrupa Yakası çok eleştiriliyor. Sizce bu kayıplar diziyi olumsuz etkiledi mi?

Avrupa Yakası çok prim getiren bir iş olduğu için her köşe yazarı eleştiriyor. Ama diziden ayrılmaların olumsuz etkilemediğini biz ayrıldığımızda gördük. Ben açıkçası ilk başta kaptan gittiğinde (Ata Demirer ayrıldığında) geminin batacağını düşünmüştüm. Ama Gülse o kadar iyi bir armatörmüş ki o gemiyi batırmadı, dubalarla destekledi.

EN GÜZEL ROLLER ERKEKLERE

Geçtiğimiz dönemde Şaşkın filminde oynadınız. Yeni projeler var mı?

Türk sinemasında kadrolaşma var. Bunu Ferzan Özpetek’te, Nuri Bilge Ceylan’da ve Çağan Irmak’ta çok rahat görebiliyoruz. Kimsenin kadrosunda değilim, kimseyle arkadaş da değilim. Mesela Cihangir’de gidip bir kafede oturmam asla. Arkadaşlık, çevre ilişkisi… Biraz bunlar gerekiyor ama ben pek fazla iç içe olmayı sevmiyorum. Dolayısıyla da kendi projemi hayata geçirmeyi hedefliyorum. Türkiye’de çok önemli bir kadın figürüyle ilgili -ismi lazım değil- bir şey yapmak istiyorum. Hala yaşıyor. Henüz tanışmadık. Projemi hayata geçirmem için onunla bir araya gelmemiz lazım.

Özellikle oynamak istediğiniz bir karakter var mı?

Erkekleri çok kıskanıyorum! En güzel roller onlara yazılıyor.
Çocuklar artık beni seviyor
Şu anda Bez Bebek’te Nana rolündesiniz. Nana’dan bahseder misiniz biraz?

Nana, oyuncaklar dünyasında yaşayan bir oyuncak. 100 yaşına gelince bir dilek dileme hakkı vardı. O da insan olmak istediğini açıkladı. Konsey kabul etmesiyle Nana dünyaya geri gönderilir. Böylece de yepyeni olaylar gelişmeye başlıyor. Nana, Selin gibi dişi bir karakter değil. Dolayısıyla bundan başka bir tat çıkarıyorum.

Avrupa Yakası’ndan sonra bu dizi size neler kattı?

Bu dizi bana çocukların çok büyük sevgisini ve ilgisini kazandırdı. İnsanların oyunculuğuma bakış açısı değişti. Beni Selin gibi zannediyorlardı!

Peki Avrupa Yakası’na geri dönmeyi hiç düşündünüz mü?

Tabii ki hayır. Okuduğum bir sayfayı tekrar dönüp okumam. Ama özel bir final sahnesinde bütün karakterler bir araya gelir o zaman tabii ki hayır demem. Ama şu anda zaten yaptığım bir iş var.
ASLI DAĞARCIKOĞLU

Avrupa Yakası’nda biraz daha kalsam zehirlerdim

evrim akınEvrim Akın Ropörtaj
  
 ”Bez Bebek”in Nana’sı Evrim Akın, nişanlandığını söyledi. Akın, “Kendi aramızda söz verdik. Ama evlilik için daha erken. O bana huzur ve akıl veriyor. Hayatın farklı bir yanını görüyorum onunla” diyor.
 
 
 Evrim Akın’ı Türkiye kendi adıyla değil, “Selin” olarak tanıdı. “Avrupa Yakası”nda üstlendiği bu tiki rol, onu kısa sürede şöhret basamaklarının tepesine taşıdı. Ama o hiç beklenmedik bir anda kadroya sırtını dönüp Selin’likten istifa ediverdi. Şimdilerde “Bez Bebek”in Nana’sı olarak izleyici karşısına çıkan Akın, yüzü hep geleceğe dönük yaşıyor. Arkasına dönüp “Avrupa Yakası” günlerini değerlendirdiğinde ise “Her şeyin son kullanma tarihi vardır daha fazla kalsam zehirlerdim” diyor.

Bez Bebek’te Nana adlı bez bebeği canlandırıyorsunuz, öyle değil mi?

- Evet, bir oyuncağı oynuyorum. Oyuncaklar dünyasında kutladığım doğum günümde, bana bir dilek dileme hakkı sunuyorlar. İnsan olmak istediğimi söylüyorum. Dileğim kabul oluyor. İlk sahibim Makbule diye bir kadınmış, gidip onu buluyorum. Ve onların evinde kalarak herkesin hayatını değiştirmeye başlıyorum. Sihir yapma özelliğim de var.

Gerçek hayatınızda bir oyuncak olmayı düşlediniz mi hiç?
- Hayır, çünkü bana insanlık uygun görülmüş… Gerçi eskiden, çok canım yandığında “Keşke kedi, köpek olsaydım” derdim. Şimdi kabullendim her şeyi…

Kaderimize aklımızla yön vermemiz mümkün mü?

- Kesinlikle, onun için aklımız var ve ben aklımızla kaderimize yön çizeceğimize yüzde yüz inanıyorum.

Kader demişken… “Avrupa Yakası”ndaki Selin karakteri her şeyi değiştirdi hayatınızda…

- Evet, gerçekten çok şey değişti.

Tiyatro kökenlisiniz ve ondan önce farklı projelerde yer almıştınız. Peki “Avrupa Yakası”nın sihri neydi de bir anda yıldızınız parladı?

- Büyüklerim bana hep “sabret” derlerdi. Her şey bir anda olmuyor, kimsenin elinde sihirli değnek yok. İnanmak ve sabretmek gerek. Belki de bu noktaya çok erken gelseydim saçmalayabilirdim, başıma kötü şeyler gelebilirdi, çünkü daha ruhum olgunlaşmamıştı. Özetle, “Avrupa Yakası” o çıkışı yapmak için doğru zaman ve doğru projeydi. Bana düşen tek şey yeteneğimi sergilemekti. Üstelik o rolü büyüttüm ben… İlk zamanlarda babamı oynayan oyuncunun rolü kadardı, ben Selin’i alıp bu noktaya getirdim.

Yeteneğin önünde kimse duramıyor yani, öyle mi diyorsunuz?

- Evet, kesinlikle öyle… Bu arada benimle çok uğraşanlar oldu, hálá da oluyor. Bizim insanımız laf üretme ünitesi gibi çalışıyor! Yapmadığın şeyleri yapmışsın, söylemediğin şeyleri söylemişsin gibi yansıtıyorlar. Öğrendim ki bunlara aldırmamak gerek. Ben işimi yapıp evime geliyorum, başkaları sadece konuşuyor! Konuştukları için de hiçbir şey yapamıyorlar, öylece oldukları yerde kalıyorlar!

Çok konuşanın icraatı olmaz…

- Evet, çünkü konuşmaktan icraata vakitleri kalmıyor onların… Şeytanlık düşünmekten ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Hedefine ilerleyemiyor, yapmak istediklerini yapamıyorlar. Kifayetsiz muhteris hepsi…

Kim o kifayetsiz muhterisler?

- Onlar kendilerini bilirler. İsim vermeme gerek yok.

Avrupa Yakası”nı neden bıraktınız?

- Çünkü “Artık yeter” dedim. Son kullanma tarihi diye bir şey var ve daha fazla kalırsam zehirlerdim! Artık ayrılma zamanım gelmişti. Bir de biz dışarıdan çok eğlenceli, samimi gözüken bir ekiptik, ama işin aslı hiç de öyle değildi.

Nasıl yani? Ekip arasında sürtüşmeler mi vardı?

- Sürtüşme değil de, herkes sadece kendi iş ve özel hayatına bakardı…

Yani “Avrupa Yakası” ekibi arasında sanılanın aksine arkadaşlık gibi bir durum söz konusu değil…

- Evet, orada kimse kimseyle arkadaş değildir. Açıkçası ben bir tek Hümeyra ile görüşüyorum. Kendisini her şeyin dışında tutarım. Hümeyra benim için gerçek bir aktristir ve bambaşka bir noktadadır. Dolayısıyla evinde ya da dışarda yemek yer, sohbet ederiz. Benim zamanımı hak eden birisidir o…
Peki, diziyi bıraktıktan sonra neler yaptınız?

- “Şaşkın” adlı bir sinema filminde rol aldım, ardından Amerika’ya gittim. Altı ay boyunca oradaydım. Biraz kendimi keşfetmek biraz dilimi geliştirmek istemiştim. Bana çok iyi geldi. Türkiye’de yapamayacağım pek çok şeyi orada yaşadım. Çünkü burada Selin karakteri üzerime yapışmıştı ve sokakta rahatça yürüyemiyordum bile… Ayrıca oradayken birçok festivale gittim, oyunlar izledim. Sonra döndüm.

Ve “Bez Bebek” başladı…

- Aslında “Bez Bebek”ten önce de bazı teklifler oldu. Bir de ben o arada Fransa’da 19 yıldır devam eden “Ford Boyard” adlı bir yarışma sundum. Çok güzel bir deneyimdi benim için, ne yazık ki Türkiye’de pek karşılığını göremedi. Türk ve Fransız, çok tatlı insanlar tanıdım orada… Proje bittikten sonra tatile çıkmıştım ki “Bez Bebek” teklifi geldi. Hemen okudum, çok sevdim ve kabul ettim.

İlgi nasıl peki diziye?

- Çok güzel tepkiler alıyoruz. Üstelik de karşısında aynı saatte “Kurtlar Vadisi” var, ona rağmen her şey çok iyi gidiyor. Sadece çocuklar değil, anneler, babaanneler, babalar da izliyor bizi…

Nişanlım bana huzur ve akıl veriyor

Nişanlanmışsınız, doğru mu?

- Evet, kendi aramızda sözler verdik öyle. Ama evlilik için daha erken. Hayatımın şansı olan annem ve kardeşimden sonra hayatımda iki önemli insan var. Biri ikinci annem dediğim gündüzleri evimde benimle olan ve her konuda bana destek veren Selma Hanım, diğeri de hayatımdaki insan… O bana huzur ve akıl veriyor. Hayatın farklı bir yanını görüyorum onunla.

Hürriyet kelebek

Bez Bebek Evrim Akından Ropörtaj

evrim akın

Yeteneğin önünde kimse duramıyor

Avrupa Yakası” dizisinde canlandırdığı “Tiki Selin” rolüyle yıldızı parlayan Evrim Akın, son bir yıldır büyük ilgi gördüğü için FOX’ta sürekli tekrarı yayınlanan “Bez Bebek” dizisindeki performansıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Küçükler kadar büyükleri de ekran başına toplayan, senarist Nil Banu’nun kaleme aldığı FOX’un fantastik dizisinde Akın, 100. yaş gününde doğumgünü hediyesi olarak insan olmayı dileyen ve bu isteği gerçekleşen “Nana” isimli bir bez bebeği oynuyor. Oyunculukta 10 yılı geride bırakan 28 yaşındaki Akın, “Oyun oynamayı çok seviyorum. Eğer bu işi yapmazsam, ruhsal olarak hastalanırım” diyor.

Bez Bebek dizisinde oynayan Evrim Akın, “Bu piyasada yıllardır tek başına ayakta durmaya çalışıyorum. Beni kollayan, bir abim falan yok. Ama şunu öğrendim ki, yeteneğin önünde kimse duramıyor” diyor.

“Avrupa Yakası”ndan sonra bir yıl ara verdiniz ve bir fantastik diziyle döndünüz. Bu kararı verirken neler belirleyici oldu?Hiç pedagojik alt yapısı olan bir dizi teklifi gelmemişti. İçimdeki çocuğu kaybetmediğim için onu bir şekilde yansıtmak istiyordum. Diziyi kabul etmemdeki en büyük nedenlerden biri buydu. Diğeri de senaristimizin Nil Banu Engindeniz olması, yani kadın olması. Çünkü kadını, kadından daha iyi kimse anlamaz. Rol arkadaşınız Tan Sağtürk nasıl bir partner?Başta insan olarak çok düzgün, tüm egolarını yemiş, yutmuş bir adam. Onun yerinde olsam, yıllarca Fransa’da, Türkiye’de başbaletlik yapmış, okulları var, egom benden bir iki adım önden gidebilirdi. Tan, bunların ötesinde düzgün ve beyefendi… Onunla çalışmaktan keyif alıyorum. Çocuk oyuncularımız da kendi çocuğum gibi… Yemek yemelerinden, okumalarına kadar başlarındayım.

 Diziniz o kadar çok yayınlanıyor ki, hele bir dönem, ne zaman kanalı açsak sizin dizi vardı… Bu konudan memnun musunuz?Tan (Sağtürk) bir şey anlattı geçen gün… Yurtdışından bir arkadaşı gelmiş, “Aaa Bez Bebek TV’de FOX diye bir iş var” demiş. (Gülüyor) Kanalın böyle bir politikası var, bir şey diyemiyoruz. Ben bu durumdan çok hoşnut değilim, dizinin büyüsü bozulacakmış gibi geliyor. Yüzüm eskiyor. Tabii, bir de iyi tarafı var. Biz 46. bölüme başladık. Kafalarda dizi müthiş şekilde yer ediniyor. İkinci bölümü bile hatırlayan çocuklar oluyor. Ata Demirer, “Avrupa Yakası”na döndü. Ne düşündünüz?Sevindim, iyi, güzel… Hümeyra’nın ayrılmasına üzüldüm, saçma geldi bana… Annesiz nasıl olacak ki?

 Size tekrar teklif gelse…?Yok, ben tamamen kapattım o defteri… Hani kitabı okuyoruz ve sayfayı çeviriyoruz, tekrar başa döner miyiz? Bir şey anlamadıysak döneriz. Ben çok şey anladığım için dönmeye ihtiyacım yok. Şu an zaten sevilen bir dizide oynuyorum, kanalımdan da memnunum.  “Avrupa Yakası”ndan problemli bir şekilde mi ayrıldınız yoksa dostça mı?Kimseyle kötü ayrılmadım. Mesela Gülse (Birsel) ile hâlâ görüşürüm. Ata’yla (Demirer) görüşürüz. Hatta onun “Osmanlı Cumhuriyeti” filminde oynayacaktım ama çekim takvimimiz tutmadı. Yönetmenimiz Jale Hanım’la da görüşürüz. ‘Eski sevgilimle yeniden birlikteyim’

Bir ara evleneceğinize dair haberler de çıktı, bunların aslı var mıydı?
Yani, inşallah… 2,5 yıldır ciddi bir ilişkim var.

İsmi ne?Söylesem, tanımazsınız zaten… Başka sektörden… 32 yaşında… Mesleği ne peki?Gıda ve inşaat… Biz zaten sekiz yıl önce de birlikteydik. Sonra araya birileri girdi. Onun hayatı yaşaması gerekiyordu. Benim de yaşamam gerekiyordu. Sonra yıllar sonra tekrar bir araya geldik. Bizimkisi bayağı bir eskiye dayanıyor. O verdiğimiz ara da, öyle konuşularak verilmiş bir ara değil. Demek ki, o zaman uygun zaman değilmiş, bu ilişki içimizde kalmış. Kısmet şimdiymiş. Güzel, ailelerimizin onayladığı, birbirimize verilmiş sözlerimizin, planlarımızın, hayallerimizin ve paylaşımımızın çok olduğu bir ilişki… Birbirimizi beslediğimiz bir ilişki… Beni birçok konuda çok eğitiyor.

 Mesela?Kendisi bir iş adamı… Benim anlamadığım tek şey var; o da insan yönetmek… Çünkü hep yönetmenler beni yönettiği için, ben yönetilmeyi, o ise yönetmeyi biliyor. Bana yavaş yavaş yönetmeyi öğretiyor. Bay doğruyu bulmak artık zorlaştı diyenler çoğunlukta, siz şanslı azınlıktasınız diyebilir miyiz?Şanslıyım tabii ama bizim de birbirimize karşı hatalarımız olmuyor değil, oluyor ama bunu tolere etmek önemli… O mesela çok olgun, bana olgunluğu öğretiyor. Çok çocuk gibi davrandığım oluyordu. Bazı konularda, özellikle ilişki sözkonusu olduğunda evrimimi tamamlayamamıştım. Bu seçim ve yetinme meselesi… Her kadın aslında mutlu olabilir ama ne istediğinizi bilmeniz önemli…

Evlilik tarihi falan konuşuldu mu?Yok, Antalya’da yaşıyor. Fırsat buldukça yanına gidiyorum, tatillerde falan birlikteyiz. Zaten Türk aile yapısına uygun yaşıyoruz. Hiçbir şekilde, biz evli gibiyiz de diyemem. Hâlâ ailemle, annemle yaşıyorum. Keza, o da kendi evi var ama ailesine yakın oturuyor. Doğum yeri Türkiye olmamasına, annesi Alman olmasına rağmen babası ona Türk aile yapısını çok iyi empoze etmiş. İnşallah evlilik ileride olacak. Terledim valla…  Meslek farklılıkları sorun oluyor mu aranızda?Gösteri sanatlarıyla uğraşan herkes bilir ki, bu işlerin saati belli olmaz. İlk başlarda sete gidiyordum. Üç sahnem var, akşama biter diyordum, gece saat 22.00 olmuş. Konuşuyoruz, ‘Hani bitiyordu?’ diyordu. Bir gün onu alıp sete götürdüm. İş programını eline verdim, bak dedim nasıl oluyormuş… Baktı ve ‘Ben eve gitmek istiyorum, çok zormuş’ dedi. Onun da işleri belli olmu-yor. Onun dışında insanların bana sevgi gösterisinde bulunmasından, gittiğimiz her yerde tanınmamdan da çok mutlu oluyor. Büyük bir mağrurluk ve olgunlukla beni taşıyabiliyor. Bu da çok hoşuma gidiyor. ‘Annem anaokulu öğretmeni olacak’

Kendinizi nasıl dinlendiriyorsunuz?Çok geziyorum. Köylere gidiyorum. Mesela en son Antalya Gömbe tarafındaydım, oradaki çocuklara kitap götürdüm. Kendi kendime yaptığım böyle etkinlikler var. Muğla’nın bir köyündeki bir okulda erkek kardeşim staj yapıyor. Öğretmen olacak, o okulun öğrencilerinin 19 Mayıs kıyafetlerini erkek arkadaşımla aldık.Anne ve babanızın mesleği nedir?Memurlar, babam rahmetli oldu. Annem 52 yaşında. Memurluktan emekli oldu. ‘Ben okumak istiyorum” dedi. Muğla’da çocuk gelişimi okuyor. Onunla gurur duyuyorum.

 Mesleğinize dair ne gibi hayalleriniz var?Hep bir ‘Hamlet’ takıntım var. ‘Hamlet’i canlandırmak ve hep farklı rollerle seyirciyle buluşmak isterim. Tek tip bir oyuncu olmayı istemiyorum. Aç kalmak pahasına da farklı roller oynamak istiyorum.Yurtdışına yönelik bir çalışmanız olacak mı?Amerika’ya giden arkadaşlarımı, ablalarım Meltem Cumbul, Sanem Çelik’i taktir ediyorum ama ben Amerika’da şunu keşfettim. Bir İspanyol olsaydım, şansım çok fazla olabilirdi. Amerika’da çok İspanyol var ya da Jamaikalı olsaydım, siyah kesime hitap edecektim. Orada doğup büyüseydim belki ama sonradan bu işler olmuyor. Ama Türk oyuncular için Almanya’da şans var. Mehmet Kurtuluş, İdil Ünel, Birol Ünel var başarılı olan, yine Türk yönetmenler de öyle… Çünkü Almanya’nın yarısı Türk… Film işi bir pazar, herkes para kazanıyor. Ben böyle baktığım için Amerika’ya, İngiltere’ye oyunculuk yapmak için gitmek boş hayal gibi geliyor.

 Siz dışardan biraz soğuk görüyorsunuz, bunun nedeni ne?Genelde beni tanımayanlar “Başta seni çok gıcık buluyorduk ama tanıyınca öyle olmadığını anladık diyorlar. Bu piyasada yıllardır tek başına ayakta durmaya çalışıyorum. Beni kollayan, bir abim falan yok… Ama şunu öğrendim ki, yeteneğin önünde kimse duramıyor. En büyük dost, abi, abla yetenek… Birlikte çalıştığınız insanların bambaşka yüzlerini zaman içinde görebiliyorsunuz. Ama bunlara karşı strateji geliştiriyor bilinçaltı… Bu soğuk duruş bence biraz kazık yemeyle ilgili… Birsen Altuntaş / Milliyet

Bez Bebek Reyting Birincisi Oldu

Bez Bebek Reyting Birinicisi Oldu

Perşembe günü yayınlan yeni sezon bölümüyle bez bebek reyting birincisi oldu.

bez bebek

Masal kitabı yazıyor vakıf kurmak istiyor

Masal kitabı yazıyor vakıf kurmak istiyor

‘Bez Bebek’ adlı TV dizisinde canlandırdığı ‘Nana’ rolüyle çocukların sevgilisi haline gelen Evrim Akın, masal kitabı çıkartmak için kolları sıvadı. Çocukları çok sevdiğini ve onlarla ilgili projelerde yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten güzel oyuncu, konuyla ilgili şunları söyledi:

İYİYİ ÖĞRETECEK
“Şu sıralar zamanımın büyük bölümünü ‘Evrim Akın’ın Serüvenleri’ adlı seri masallar yazarak geçiriyorum. Çocuklara bir şeyler öğretebilmenin en güzel yolu, onlara eğlendirerek yaklaşmak. Ben de masallar yoluyla çocuklara iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı öğretmeye çalışacağım. Onların hayal dünyasına seslenmek bana heyecan veriyor.” Çocuklar için bir vakıf kurmak istediğini de belirten Evrim Akın, “Bütün çocukların iyi yerlerde yaşamak, iyi beslenmek, iyi eğitim almak gibi hakları olduğuna inanıyorum. Bunun böyle olması için de elimden ne geliyorsa yapmak istiyorum” dedi.

Bez bebek yeni bölümleriyle 21 ağustos perşembe günü fox’ta

En son şokerin tuzağı ile uzayın derin boşluğuna düşen nana artık geri dönüyor.Bez bebek, heyecan ve sihir dolu yeni sezonun ilk bölümüyle 21 Ağustos Perşembe 20.00′da FOX’ta !

Bez Bebek Hafta İçi Hergün

 Bez Bebek Hafta İçi Hergün  15:30 ‘da

Oyuncaklar Ülkesinde yaşayan dünyalar güzeli bez bebek Nana’nın 100. yaş gününde gerçek bir insan olmayı dilemesiyle başlayan maceralar devam ediyor.

Dünyada yaşamak için kendine sevimli bir ailenin evini bulan Nana büyük sırrını sadece evin iki küçük çocuğu ve dadısıyla paylaşıyor.

Bez Bebek, heyecan ve sihir dolu tekrar bölümleriyle Hafta İçi Her Gün 15.30′da FOX’ta !

Basında bez bebek

TAN SAĞTÜRK EKRANA DÖNÜYOR!

İlk olarak İkinci Bahar dizisinde başladığı oyunculuk kariyerini, Dolunay, Şöhretler Okulu ve Avrupa Yakası (misafir oyuncu)’yla devam eden Tan Sağtürk, bir komedi dizisiyle yeniden ekranlara dönüyor.

Tan Sağtürk, ilk kez bir komedi dizisiyle ekrana gelecek. Hep dramatik dizilerde izlediğimiz Sağtürk’ün komedi dizisine gerçekten çok yakışacağını düşünüyorum. Aslında çok hüzünlü bakan, sakin ve dingin bir adam ama ben ‘Benimle Dans Eder misin’de onun eğlenceli yönünü keşfedenlerden biriyim. Bazı insanlar gibi dışardan hiç renk vermiyor ve iç dünyası son derece eğlenceli biri aslında Tan Sağtürk yani bana göre… O yüzden eminim komedi dizisinde de çok başarılı olacak.

Dizinin adı Bez bebek… Tan Sağtürk’ün dışında Oya Aydoğan, Evrim Akın, Fatoş Kabasakal, Babam ve Oğlum filminin muhteşem küçük oyuncusu Ege Tanman ve Hırsız – Polis dizisinin harikalar yaratan ufaklığı Asena Keskinci oynuyor (Hani şu reklamda gözlerini kocaman açıp yerim seni ben yerim diye bağıran ufaklık var ya işte o..) Ekip süper yani..
Tan Sağtürk’le telefonda görüştüm; o da çok heyecanlı böyle bir projenin içinde yer almaktan. Diziyi bana anlatırken sesindeki pozitif elektrik resmen bana da geçti diyebilirim.

Bakın, Sağtürk neler anlattı bana:

‘Dizide bir aile babası rolündeyim; 2 çocuğu son derece sakin, mülayim bir babayım. Aynı zamanda bir iş adamı.. Çocuklarım da Babam ve Oğlum’da oynayan Ege ile Hırsız Polis’teki Asena. Gerçekten çok özel çocuklar ve çok mutluyum çocuklarım onlar olduğu için. Bir tane dadımız var. Zaman zaman çocuklara, zaman zaman da bana dadılık ediyor; hayatımızı çekip çeviriyor, düzene sokuyor. Bir de nişanlım var benim. Onu da Fatoş Kabasakal canlandırıyor. Aslında çok şeytani bir karakter ama bana asla bu yüzünü göstermiyor. Hayatımı düzene sokmaya çalışır gibi duruyor ama asıl isteği dadıyı evden göndermek. Tabii ki ben onun bu şeytan yönlerinden habersizim. Aslında çok da büyük bir aşk yok aramızda’

‘Dizinin bir de bez bebekler bölümü var. 100 yaşına gelmiş her bez bebeğin sadece tek bir istek hakkı var. O bez bebeklerden bir tanesi de Evrim. Evrim’in isteği diğer bez bebeklerinkinden çok farklı. Çünkü Evrim, insan olup dünyaya dönmek istiyor. Tabii bu istek diğer bez bebekleri çok şaşırtıyor ve nasıl olur da bir oyuncak büyü yeteneklerini ve ölümsüzlüğünü kaybetmek pahasına insan olmak isteyebilir ki diye düşünüyorlar. Evrim’e soruyorlar, nereye gitmek istersin diye.. O da ‘bir küçük kız çocuğu vardı, bana çok iyi bakıyordu, çok güzel oynuyorduk, onun yanına gitmek istiyorum’ diyor. O küçük kız çocuğu da bizim evdeki dadıdan başkası değil tabii ki! Bizim dadı, onu bir bez bebek olarak oyun bahçesinde buluyor ve herhalde bizim çocuklarındır diyerek, kızımın yatağına koyuyor. Ben bir giriyorum içeriye yatakta bir güzel bir kız yatıyor. Tabii aramızda bir elektriklenme oluyor. Ama diğer yanda da nişanlım var, kurtulamadığım… Ve olaylar bu yönde ilerliyor..’

Tan Sağtürk, bunları anlatırken benim beynimde sahneler
canlandı; evi, evin dekorunu, bahçeyi, konuşmaları, nişanlının hal ve hareketleri vs. hepsi beynimde oluştu diyebilirim. Kısacası bu hikaye bana geçti.. Eğer sizler de bunları okurken hayalinizde diziyi çektiyseniz bu iş tamamdır derim ben.

Pek eğlenceli olacağa benzeyen dizi 20 Eylül Perşembe günü FOX TV’de başlıyor.

Bu arada bir dipnot: Tan Sağtürk, Bez bebek dizisi için yıllardır vazgeçemediği imajını değiştirip saçlarını kısacık kestirdi. Nedeni de projedeki karakterine daha uygun olacağını düşünmesi…

FOX demişken devam edelim yeni yapımlarına…

Evrim akın kimdir ?

EVRİM AKIN (Nana)

* 12 Haziran 1979′da Ankara’da doğdum.
Dört kişilik memur bir ailenin çocuğuyum.
Rahmetli babam çok eğlenceli adamdı, neşemi ondan aldım.

* Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ni kazandım. Sonra atıldım ve çalışmaya başladım.

* Para kazanmaya başlayınca, hayatta kendimden daha değerli iki varlık, annem ve erkek kardeşimi yanıma aldırdım.
Hayattaki tek amacım onları korumak.

* Dizinin kastı oluşurken Selin rolü için uygun kimseyi bulamamışlar.
Orada çalışan arkadaşım Jale beni tavsiye etmiş. Görüşmeye gittim, saçlarımı sarıya boyatıp boyatamayacağımı sordular.
Vee 31 Aralık 2003′te rolün bana verildiğini söylendi. Benim için tam bir yılbaşı hediyesi oldu yani.

* Selin’le benzer taraflarımız hiç yok. O çok kokoş, ben daha spor bir kızım; jean, tişört, spor ayakkabı ya da terlikle gezerim.
Topuklu ayakkabılara, süslü kadınlara özeniyorum ama öyle rahat olamıyorum. Bana göre Selin çok sıradan…

Bir Röportaj ;

ELLE: Oyunculuk serüvenin nasıl başladı? EVRİM AKIN: İzmir’de Konak Belediye Tiyatrosu’nun kurslarında tiyatroya başladım. Sonra lise tiyatrosunda oyunlar çıkarttım. İşte o dönem oyuncu olmaya karar verdim. Sahnede herşeyi unuttuğumu farkettim. Ne buluğ çağı sorunları, ne derslerimin kötü oluşu, ne aşk vaziyetleri; hatta vücudumu bile hissetmiyordum sahnede. Sadece rolüme odaklanıyordum. Bu yüzden oyunculuğu çok sevdim. Ardından Konak Belediye Tiyatrosu?nun kadrolu oyuncusu oldum. Bir de her şeyden öte fark edilme arzusu vardı. Belki de bu işe başlamamın gerçek nedeni o. Beni fark etsinler, görsünler, izlesinler, alkış alıyım, beğenileyim istiyordum. Çocukluğumdan beri böyle bir ilgi budalalığım var. ELLE: Yalnızca sahnede mi, yoksa ikili ilişkilerinde de mi öylesin? E.A.: Şöyle bir handikapım da var ki, ikili ilişkilerde hemen sonrasında sıkılıyorum ilgiden. Böyle bir dengesizlik var yani. Çok ilgileniyorlar sıkılıyorum, hiç ilgilenmiyorlar bunalıyorum. Ne yaptığımı bilmiyorum. Ha, sonra İstanbul?a gelip Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne girdim. Oradan atıldım. Sonra orası beni atınca ben de hayata atıldım. ELLE: ‘Avrupa Yakası’ndan önce hangi projelerde rol aldın? E.A.: TRT?de Nisan Yağmuru. Ondan sonra birkaç bölüm çekilen, ama tutmadığı için sürmeyen dizi projeleri oldu. En çok önemsediklerim ‘Nisan Yağmuru’, ‘Estağfurullah Yokuşu’, bir de Bosch reklamı var. Sonra da ‘Avrupa Yakası’. ELLE: ‘Avrupa Yakası’ dizisinin bu kadar çok tutulmasını neye bağlıyorsun? E.A.: Yüzde yüz yerli oluşuna bağlıyorum. Senaristimiz Gülse Birsel’n zekasına ve seçtiği oyunculara. Çünkü yönetmenimizle birlikte Gülse seçti bu projedeki oyuncuları. Onların doğru mantıkla hareket edip doğru bir kast yaptıklarına inanıyorum. Çok güzel bir senaryo. Çok doğalız hepimiz. Yani herkes çok doğal, işte ben de uyum sağlamaya çalışıyorum. Ben henüz kendimi, çok iyiyim, çok başarılıyım, diyecek pozisyonda hissetmiyorum. ELLE: Ama senin canlandırdığın’Selin’ tiplemesi de gerçekten çok büyük ilgi gördü. Hatta kimi lafların sloganlaştı:’Oldu, gözlerim doldu’, ‘Kal geldi’… Bunların yaratıcısı kimdi? E.A.: Onları ben tavsiye ettim. O kadar çok böyle kız var ki çevremizde. Bunların 15-20 kelimelik dağarcıkları var, günü böyle kotarıyorlar. Hatta yaşamlarını böyle idame ettiriyorlar. ‘Kal geldi’, ‘Oha oldum?, ‘Falan yani…? derler. Ben bunları daha önce duyuyordum sokakta, vardı zaten bunlar, ben yaratmadım. Sonra,’A, iyiymiş’ dedi Gülse. Tiplemeye bunları da ekledik. İnsanlar da çok sevdi. Ben bu işe başlarken hiç böyle bir noktaya geleceğini düşünmemiştim. Çünkü aslında çok elit bir iş yapıyoruz. Ağa dizisi, varoş dizisi yapmıyoruz. Tamamen Nişantaşı hayatını anlatan bir dizi bu. Alt kültüre ait tipler var, ama genel konsept Nişantaşı hayatı, elit bir hayat. ELLE: Bir de dergi atmosferi anlatılıyor ki, pek çok insana yabancı kalabilirdi. E.A.: Evet, mesela dergiden kızlar geliyor şimdi çekimler röportajlar için, görüyorum. Giyim, makyaj, gözlükler süper. Sen de şimdi karşımda öylesin. Hoş bir görüntünüz var, daha Avrupai, daha elit bir durumunuz var. Dedim ki, Allah, Türkiye de hangi elit iş tuttu ki bu tutsun. Daha üçüncü bölümde ATV’ye deli gibi faxlar, e-mailler yağmaya başladı. Çünkü oyuncu kadrosu çok iyi, çok güzel bir senaryo, yapımcımız iyi, yönetmenimiz süper. Güzel bir sinerji yakaladık. Doğru enerjiler buluştu. Herkes çok iyi niyetli ve çok eğleniyoruz sette. Gülmekten çekemediğimiz sahneler oluyor. ELLE: Bir de gerçekçi olması da çok önemli galiba. Çok abartılı noktalar olsa da dergi atmosferi aşağı yukarı öyle çünkü. E.A.: Bu da Gülse?nin doğru gözlem yeteneğinden ve dergicilikteki tecrübelerinden kaynaklanıyor. ELLE: Nasıl bir oyunculuk stilini benimsedin ve sürdürmeye çalışıyorsun? Sana göre iyi oyuncu nasıl olunur? E.A.: Aslında bu konuyla ilgili yorum yapmak için henüz çok erken. Henüz bir şey yapmadım. Benim çok tedirgin olduğum noktalar bunlar. Ahkam kesecek ya da bu konuda açıklama yapacak düzeyde hissetmiyorum daha kendimi. Sadece şunu söyleyebilirim. Tek tip olmayı istemiyorum. Daha önceki işlerime de baktığınız zaman hepsinde farklı bir karakteri oynadım. Bunu sürdürmek istiyorum. Sadece her tiplemem birbirinden farklı olsun, bunu istiyorum ve ben hepsinin üstesinden gelme gücüne sahip olayım. Yani zekamla yeteneğimi birleştirip ortaya güzel bir şeyler sunayım. ELLE: Yani kendini yolun başında mı görüyorsun? E.A.: Çok başında görüyorum. Yani daha neyim ki? Ayıp oluyor zaten. Bir de utanıyorum. Bana çok yeteneklisin, diyorlar. Durun ya, daha çok yeniyim. Öyle birkaç işle iyi oyuncu olunmuyor. Gerçekten bu işe çok emek harcayıp, kafa patlatıp, canını sıkıp, mutsuz olup, her duyguyu iç içe yaşayıp, belirli bir zaman akıtıp, 45-50 yaşına geldiğinde belki bunları konuşabilirsin. Senden sonra gelenlere tüyolar veya güzel akıllar veririsin. O zaman işte oyuncusundur ve usta-çırak ilişkisi başlar. ELLE: Yine de mesleğinle ilgili bazı prensiplerin oluşuyordur yavaş yavaş… E.A.: Tabii ki prensiplerim var, ama bunlar ‘Soyunmam, öpüşmem, dokunmam, ellemem?’gibi salak şeyler değil. Bu işi yapıyorsan eşek gibi her şeyi yapacaksın abi. Yani, sen insanı en insani duygularla yine insana anlatıyorsun. İnsan sevişmiyor mu ya? Senin annen ve baban sevişti ve sen oldun işte. Ama elbette ki herşey güzel ve estetik olmalı. Tabii ki pornoya dönmemeli, avamlaşmamalı, çirkinleşmemeli. Ama çıkıyor şimdi yeni oyuncular, ay ben öpüşmem, sevişmem. Hadi ya, yürü o zaman, yapma bu işi. Mini etek giyip çıkıyorsun ama… ELLE: O tavırlar biraz toplumun gözüne girme çabaları bence. E.A.: Sahtekarlık bu ama. Birol Ünel?i izlemedin mi ?Duvara Karşı?da? Hangimize battı onun çıplaklığı? Herkes aşık oldu, ben de aşık oldum. Deli gibi bir oyuncu. Bana her duyguyu geçirdi. O kadar başarılıydı ki, gurur duydum. Onun çıplaklığı o kadar doğaldı ki şimdi hatırlamıyoruz bile. Kimse üstünde durmadı. İşte böyle bir proje olursa her şey olur. Ha, prensiplerim şu tabii ki; çok avam işler yapmamak, yani basitleşmemek. Bundan sonraki işlerim de ?Avrupa Yakası? kalitesinde olmalı. ELLE: Yeni teklifler almaya başladın mı? E.A.: Bir tane yönetmen aradı, kendisiyle daha önce bir dizi çekimi yapmıştık, dördüncü bölümde kaldırılmıştı. Bana bir şey söyledi ki bu bence en güzel ödüllerden daha anlamlı geldi bana, çok onore etti. ‘Biz senin değerini bilemedik Evrim, ama sen çok güzel ilerliyorsun, seninle gurur duyuyorum’, dedi. Bunu duymak beni gerçekten çok mutlu etti. Yeni bir işi olduğunu ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Geliyor bir şeyler tabii. ELLE: İçinde bulunduğun sektörün biraz kurtlar sofrası olduğunu düşünüyorum. Bu seni ürkütüyor mu? E.A.: Yoo, alnım o kadar açık ki. Kimse kalkıp da benim için bu kız benim sayemde oldu, diyemez. Benim bu piyasada ne akrabam vardı, ne dostum, ne tanıdığım, yani ben hiçbir oyuncunun çocuğu falan da değilim, hiç kimsem yok bu piyasaya ait. Benimki herhalde şansın da paralel gittiği bir oyunculuk durumu. Sevdiler beni bir şekilde. Bugüne kadar çalıştığım hiçbir yerde hiç kimse bana, bu iyi parça bunu götürelim, diye yaklaşmadı. Hepsi beni oğlan çocuğu gibi, kız çocuğu gibi sevdi. Birde bıcır bıcırım ya, ufak tefeğim falan. Korkmadım ya, hiç korkmadım. Çünkü kişi kendini bilir, anladın mı? Ha şu var, eğer sistem böyleyse, herkes böyle ele alırsa bu işi, o zaman da tek şey düşüyor: Çekip gitmek. Giderim kendi başıma Güney?de bir kasabada amatör bir tiyatro kurar öyle yaşarım. Hiç önemli değil yani. Tamam çok bıcır bıcırım, programlara çıkıp şımarıyoruz, ama en azından kendi kişiliğimi koruyabilen ve ailesine laf getirmeyen bir birey olmak istiyorum. Böyle yetiştirildik zaten. ELLE: Nasıl bir aile yapın var? Senin oyunculuğa yönelmeni nasıl karşıladılar? E.A.: Ben memur çocuğuyum. Babam 17 yaşımdayken vefat etti. İzmir’de yaşıyorlardı o zaman. Ben burada para kazanmaya başlayınca annemi ve kardeşimi yanıma aldım. Şimdi evin erkeği benim. Kardeşimi okutuyorum. İnşallah o hayırlı bir insan olacak. Annem, kardeşim ve ben çok kendi halimizde yaşıyoruz. Beni gönülden desteklediler. Benden istedikleri tek bir şey var, o da ailemize hiçbir leke getirmemem. Bu da çok büyük sorumluluk yüklüyor omuzlarıma. Benimle gurur duyuyorlar. ELLE: Evrim’i beğendiğin ve beğenmediğin yönleriyle nasıl anlatırsın? E.A.: Çok taktir ettiğim yönlerim var, çok şikayetçi olduğum durumlarım da var. Mesela dengesizim. Bundan şikayetçiyim, yani ne iç dengem ne dış dengem, hiçbir şeyi yakalayamadım daha. Bazen bir anda çok saçma sapan birşeye aşırı sinirlenebiliyorum. Mutlaka bir şeyler birikmiş oluyor ve bir anda patlayıveriyor. İşte o zaman karşımdaki kırılabiliyor. Sonra gönlünü alıyorum bir şekilde de, ama yine de üzülüyorum. Arızalarım var işte. Bugün bu mekandan çok hoşlanmışsam yarın burun kıvırabiliyorum. Buna ben anlam veremiyorum mesela. Niye böyle sıkılıyorum? Çok çabuk sıkılıyorum. Aşık oluyorum, sevdiğim hep yanımda olsun istiyorum, sonra yanımdayken uzaklaşsın istiyorum. Bu da ne yazık ki ilişki kuramamama neden oluyor. Karşımdaki insanın çok dengeli, bana çok aşık olması lazım ki benim her kaprisimle, arızalarımla, dengesizliğimle, sinirimle uğraşabilsin. ELLE: Uzun soluklu ilişkilerin oldu mu? E.A.: Tabii 6 ay. Valla en uzunu o. ELLE: Yalnızlık duygusu yaşamıyor musun bu şekilde? Kendine yeten birisin o halde… E.A.: Yalnızlığı seviyorum. Zaten insan alışıyor bir süre sonra. Bir yıl hiçbir şey yaşamadığım oluyor. Bazan bir film izlerken diyorum ki, ah, evet ben de böyle bir adam istiyorum. Sonra elele tutuşmuş birilerini görüyorum, aman bu ne be, diyorum. Bu belki de bilinçaltımın bana bir oyunu olabilir. Ama çok içten söylüyorum o an. Bilmiyorum ya, çok aşık olmam lazım herhalde iyi davranmam için karşımdakine. ELLE: Peki hiç aşık oldun mu? E.A.: Oldum. Kokusunu özlediğim bir adam oldu. Yatıyorsun mesela yatağa, tam uykuya dalacaksın, onun kokusu geliyor burnuna. Bana bunu hayatımda tek bir kişi yaşattı. ELLE: Bence sen ancak kendinden daha dengesiz birine aşık olabilirsin. Boşuna dengeli birini arıyorsun. E.A.: Evet, o da dengesizdi zaten. Acayip dengesizdi. Ondan mı arızaları buluyorum ben? O kokusunu özlediğim adam deliydi, deli. Hakikatli bir arızaydı, yani öyle benim gibi eften püften de değil. ELLE: Peki dostluklarında nasılsın? E.A.: Dostluklarım köklüdür. Kolay arkadaş olurum, kolay güvenirim. Ama güvenime zarar verirse, tık diye makası da atarım. Yani o tür ilişkilerimde istikrarlıyım. En iyi dostumla 10 yıldır arkadaşız. Kardeşim kadar çok seviyorum. İzmir?de yaşıyor. Diğeri İstanbul?da yaşıyor, yedi senedir çok iyi arkadaşım. ELLE: Sokakta insanlardan nasıl tepkiler alıyorsun? Artık seni daha çok insan tanıyor. E.A.: Daha önce de tanırlardı sokakta. Ama dizi yayındayken tanıyorlar, dizi tatile girince tanımıyorlardı. Şimdi direkt ismimi söyleyenler oluyor ve bu beni çok mutlu ediyor. Emre Kongar okulda Sanat Sosyolojisi dersine giriyordu. Bize ilk girdiği gün insanların hayatta en çok duymaktan hoşlandıkları şeyin kendi isimleri olduğunu söylemişti. Bazen çok abuk sabuk yaklaşanlar da oluyor tabii. Ama çok saygılı, çok ince yaklaşanlar da var, onlar hoşuma gidiyor. En çok 7-18 yaş gurubu ilgi gösteriyor. Özellikle de çocuklar dizideki abartılı mimiklerime sempati duyuyorlar sanırım. ELLE: Mesleki açıdan beslenme kaynakların neler? E.A.: Kitap okuyorum. Oyunculuğa dair kitaplar ya da normal kitaplar. Sonra çok film izliyorum ve çok dikkatli izlemeye çalışıyorum. Etrafımı çok iyi gözlemliyorum. Çünkü bizim işimizin bir yanı taklit. Yani insanı taklit ediyoruz biz. ELLE: Sinemayla ilgili bir hayalin var mı? E.A.: Olmaz mı? Hem de çok isterim. ELLE: Seni çok etkileyen bir sinema dili ya da yönetmen var mı? E.A.: Zeki adamların yaptığı işleri beğeniyorum. Brian De Palma, yeni dönemden Quentin Tarantino bana çok zeki geliyor. Tarantino bağımsız sinema yapıyor, bu çok hoş. Türk sinemasından Yavuz Turgul’u çok beğeniyorum. Ferzan Özpetek ve Fatih Akın zaten medarı iftiharımız. ELLE: Tiyatro sahnesini özlüyor musun? E.A.: Özlüyorum tabi; Bununla ilgili çok proje geldi. Ama doğru iş yapmak lazım Türkiye?de. Ben Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları gibi bir kurum çatısı altında var olamam. Özel tiyatrolara da bakıyorsun, hani ne bileyim yıllardır o çatı altında olup da bir adım ilerleyememiş oyuncular var. Öyle bir kurum olmalı ki beni açması lazım, beni değiştirip geliştirmesi lazım. Olduğum yerde kalmak bana da yaptığım işe de zarar verir. Belki yeni bir oluşum olur, orada varolabilirim. Ama sonradan bir şeye dahil olmak beni, ürkütür. ELLE: Her rolün üstesinden gelebileceğini düşünüyor musun? E.A.: Bilmem. Herhalde insan çalışırsa olur her şey. Zekanla, içinden geleni doğru bir şekilde dışa vurursan bence yapabilirsin. Oyunculuk altyapısı olmayanlar bile çok çalışarak iyi oyunculuk yapabiliyor. Ben Gülse Birsel?i çok beğeniyorum mesela. Onu başta salakça eleştirenler oldu. Bırakın, bir görün yani. Üçüncü bölümde kimseyi eleştiremezsin. Ben ilk iki-üç bölüm berbat hissettim kendimi. Çünkü o bir sancı dönemidir, sonra taşlar yerine oturur ve ilerlersin. Bence kendisini eleştirenleri, hiçbir şey yapmadan ahkam kesenleri utandıracak Gülse. ELLE: Bir İkizler burcu olarak sen kaç kişisin? Benim tanıdıklarım bayağı kalabalıktır mesela. E.A.: İçimde kaç kişi var bir bilsem. Çılgın var, leydi var, erkek çocuğu var, kadın var, deli var, var oğlu var! ELLE: İkizler burcu enerjisini kontrol etmekte güçlük çeker. Aynı anda bir sürü işe saldırır. E.A.: İş konusunda çok istikrarlıyım ben. Mesela sesim çok güzeldir benim. Geçtiğimiz hafta İzmir’de arkadaşlarımla deli gibi çaldım, söyledim. Bana hemen, ay sesin ne kadar güzel eğitime başla, dediler. Durun abi yani, yapamam. Bir sırası var her şeyin. ELLE: Onu ben oynamalıyım, dediğin bir rol var mı? E.A.: Var tabii. Özellikle de kült filmlerde. Mesela “Guguk Kuşu”nda Jack Nicholson olmak isterdim. ?Köpeklerin Günü?nde veya (Carlitto?nun Yolu”nda Alpacino olayım. Yani bir aç gözlülük var bende ama tiyatroya başladığımdan beri istediğim tek şey Hamlet?i oynamak. Ophella?yı, annesini falan değil, Hamlet karakterini oynamak istiyorum. Sinemada ya da tiyatroda, bilmiyorum. 17 yaşımdan beri istediğim tek şey bu. ELLE: Evlilik, çocuk gibi beklentilerin var mı hayattan? E.A.: Çocukları çok seviyorum, ama onların sorumluluğunu alamam. Yani ben hayatımı ona adayamam. Belki 35?imden sonra. Çocuğu doğurmak çok kolay, ama onu adam edebilmek çok zor. O nasıl bir insan olacak ki? Nasıl bir birey olacak? Deli mi olacak, psikopat mı olacak, arızalı mı olacak, iyi niyetli mi kötü niyetli mi olcak? Çok zor. Ben bu kadar derinlere dalıyorum, anladın mı? Benim için bu kadar kolay değil çocuk sahibi olabilmek fikri. Hadi bunu göze aldın diyelim. Bir çocuğu iki kişi birlikte yapıyorsun, sonra büyütürken de iki kişi büyütmelisin. Ama hani öyle adam mı var? Çocuk yapıp ayrılıyorlar hep baksana. Olmaz, benim annem babam ayrılmadılar ki, istemem ben öyle bir şey. Benim annem ve babam bizi gerçekten güzel yetiştirdiler. Ben öyle bir adam istiyorum. Babam gibi bir adam istiyorum. ELLE: Modayla aran nasıl? E.A.: Rahat giyinmeyi seviyorum. Çok şık olsam bile rahat hissetmeliyim. Ara sıra kokoş ve rüküş de oluyorum, ama genellikle kot ve tişört giyiniyorum. Aslında belirli bir çizgim yok, ruh halime göre değişiyor. ELLE: Fiziğine dikkat ediyor musun? E.A.: Epeydir spor yapamıyorum. Yeniden başlayacağım. Ama kilo probleminden dolayı değil, sadece sağlıklı yaşamak için. Yediğime içtiğime hiç dikkat etmiyorum. Aksine gece üçte kalkıp makarna yediğim oluyor. Hatta makarnayı ekmekle yediğimi hatırlarım. ELLE: Peki ya makyaj, cilt bakımı, güzellik? E.A.: Günlük hayatımda makyaj sevmiyorum. Sadece yanaklarımda pembelikler hoşuma gidiyor. Yani sadece bakımlı olmayı seviyorum. Cildim temiz dursun, hoş görüneyim. Rujum bile yoktur benim. Sadece dudak bakım kremi ya da parlatıcı kullanırım. Temizleme ürünlerim var tabii. Maskem, peelingim de var ama tembelliğimden ayda bir yapıyorum. ELLE: Sosyal yaşamın nasıl? Akşamları, haftasonları neler yapıyorsun? E.A.: Arkadaşlarımla buluşuyorum. Evlerde oluyoruz genellikle. Sinemaya gideriz. Tavla atacağımız biryerlere gideriz. Değişik mekanlar denemeyi çok seviyorum. Değişik şehirler, değişik semtler.. Keşfetmeyi seviyorum. ELLE: Gelecekle ilgili planların, hedeflerin neler? E.A.: Türkiye’de neyi ne kadar planlayabilirsiniz ki? Bu politik ve ekonomik istikrarsızlık ortamında yarın ne olacağımız belli değil. Geleceğime dair planlarımdan çok kaygılarım var yani. Ben zengin çocuğu değilim ki, memur çocuğuyum. ELLE: Alışverişle aran nasıl? E.A.: Kredi kartı hayatımda kullanmadım ve inşallah bundan sonra da kullanmayacağım. Çünkü kredi kartını zararlı buluyorum. Hep şuna inandım: Paran varsa gidersin alışverişini yaparsın, gezip tozarsın. Benim öyle yaptığım çok oldu. Çok rahat günler de çok zor zor günler de geçirdim. Nakit alışveriş yapıyorum yani. Evime alışveriş yapmayı seviyorum. Evimi çok seviyorum bir kere. Banyo gereçleri almaya, yemeklik alışveriş yapmaya bayılıyorum. ELLE: Yemek yapıyor musun peki? E.A.: Bilirim ama yapmam. Kırk yılda bir içimden gelecek de… kınca makarna yapıyorum. Yani sıkılıyorum mutfakta vakit harcamaktan. Tembelim tembel…

FANTASTİK ‘BEZ BEBEK’

Yakışıklı balet Tan Sağtürk yeni dizisi ‘Bez Bebek‘ ile ekranlardaki yerini aldı. Daha önce İkinci Bahar isimli diziyle oyunculuk deneyimi yaşayan Sağtürk’ün rol arkadaşları ‘Avrupa Yakası’ dizisinde canlandırdığı ‘Tiki Selin’ karakteri ile tanınan Evrim Akın ve Türk sinemasının usta oyuncusu Oya Aydoğan oldu.

Perşembe akşamları ekrana gelecek ‘Bez Bebek’ dizisi güçlü rakipleri ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ ile aynı saatte ekrana geldi. Mafyalı, vurdulu kırdılı dizilerden hoşlanmayan seyirci için alternatif olabilecek dizi daha çok çocuk seyircilerin ilgisini çekmek için fantastik ögeleri içinde barındırıyor.

Dizinin ilk bölümünü Tan Sağtürk, Evrim Akın, Oya Aydoğan ve ‘Babam ve Oğlum’ filminde canlandırdığı çocuk karakteri ile hafızalarda yer edinen küçük yetenek Ege Tanman Beyoğlu’nda bulunan bir mekanda birlikte izledi.

|